“Mimarlığın Nobel’i” olarak anılan Pritzker Mimarlık Ödülü’nün vakıf başkanı Tom Pritzker’in adı, cinsel istismar suçlusu Jeffrey Epstein ile ilgili dosyalarda geçmesi nedeniyle ödülün duyurusu bir süre ertelenmişti. Plan değişikliğinin ardından ödülün sahibi Şilili mimar Smiljan Radrić Clarke oldu. Tom Pritzker, vakıf başkanlığından uzaklaşsa da direktörlük ve başkan yardımcılığı görevlerini sürdürmeye devam ediyor.
Pritzker Ödülü’nün Tarihi
Pritzker, her yıl “yaşayan bir mimarı veya mimarları, yetenek, vizyon ve adanmışlık gibi nitelikleri birleştirerek, mimarlık sanatı aracılığıyla insanlığa ve yapı çevresine tutarlı ve önemli katkılar sunan çalışmalarıyla onurlandırmak” amacıyla verilen uluslararası bir ödüldür. 1979 yılında Jay A. Pritzker ve eşi Cindy Pritzker tarafından kurulan ödül, Pritzker ailesi tarafından finanse edilmekte ve Hyatt Foundation tarafından desteklenmektedir.
Geçmiş yıllarda ödülü kazanan isimler arasında Liu Jiakun (2025), Riken Yamamoto (2024), David Chipperfield (2023) ve Diébédo Francis Kéré (2022) gibi mimarlar yer almaktadır.
Smiljan Radrić’in Yapıları
Şilili Smiljan Radić Clarke’ın mimarlığı, kırılganlık, geçicilik ve belirsizlik kavramları etrafında şekillenir. Yapıları çoğu zaman kalıcı ve ağır olmaktan ziyade hafif, neredeyse geçici hissi verir. Onun mimarlığında kesinlikten çok ihtimal, güçten çok hassasiyet ön plandadır. Binalar “tamamlanmış” olmaktan ziyade, sanki hâlâ dönüşüm hâlindeymiş gibi görünür. Bu yaklaşım, mimarlığı sabit bir nesne olmaktan çıkarıp yaşayan bir deneyime dönüştürür.
2017 yılında Radić Fundación de Arquitectura Frágil adlı vakfı kurdu. Santiago’daki ev-stüdyo içinde yer alan bu yapı, disiplin sınırlarını zorlayan deneysel mimarlığı desteklemeyi amaçlar. Sergiler, atölyeler ve ortak üretim süreçleri aracılığıyla vakıfın mimarlığın kolektif ve sürekli evrilen bir pratik olduğu inancını yansıtır.
Mimarın Avrupa’daki en bilinen eseri, Londra’daki Serpentine Galeri Pavyonu olarak öne çıkıyor. Yük taşıyan taşların üzerine oturan yarı saydam fiberglas bir kabuktan oluşan bu yapı, ne tamamen kapalı ne de bütünüyle açık olan geçici bir sığınak ortaya koyar. Radić’in işleri, duygusal varlığa ve yapımın sessiz zekâsına duyarlı bir mimarlık anlayışını işaret eder.

Şilili Mimarın Geçmişi
Santiago’da, göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Radić, babasının ailesinin Hırvatistan’daki Brač Adası’ndan, annesinin ailesinin ise Birleşik Krallık’tan geldiği bir ortamda büyümüştür. Bu durum, onun aidiyet kavramına karşı daha derin bir farkındalık geliştirmesini ve hayatı yalnızca miras alınan bir şey değil, inşa edilen bir süreç olarak görmesini sağlamıştır.
Radić, uluslararası birçok ödül ve prestijli sergiyle tanınan bir mimardır. Daha önce 35 Yaş Altı En İyi Mimar, Architectural Record Design Vanguard, Oris, Arnold W. Brunner Anma ve Pan-American Architecture Bienali Büyük Ödülü gibi önemli ödüller almıştır.
Radić’in mimarlığa giden yolu ani bir aydınlanma anıyla değil, deneyimler, şüpheler ve keşifler aracılığıyla yavaş yavaş şekillenmiştir. Çocukluğunun büyük bir kısmını çizim yaparak geçirmiş ve mimarlıkla ilk kez on dört yaşında, bir sanat öğretmeninin verdiği bir “bina tasarlama ödevi” sayesinde tanışmıştır. Geriye dönüp bakıldığında, bu erken deneyim ileride üreteceği işlerle anlamlı bir bağ kurar.

Şili Papalık Katolik Üniversitesi’nde mimarlık eğitimi almış, ancak 1989’da mezun olmadan önce bitirme sınavındaki ilk denemesinde başarısız olmuştur. Bu başarısızlık onun için dönüştürücü bir deneyim olmuş; ardından IUAV Venedik Üniversitesi’nde tarih eğitimi almış ve kapsamlı seyahatlere çıkmıştır. Kendisi bu süreci eğitiminin en önemli parçası olarak görür.
Disiplinin geleneksel tanımlarının ötesine geçen Radić’in yaklaşımında; felsefe, sanat ve mitolojik ile edebi referanslar, hem imgelerine hem de biçimlerine derinlemesine nüfuz etmiştir.
“Fikirler nesnelerin içinde yaşar,” diye düşünür. “Ben her zaman başkalarının ortaya çıkan fikirleri keşfedebileceği ortamlar kurmaya çalıştım.”

Üniversite yıllarında, daha sonra hem müşterisi hem de eşi olacak heykeltıraş Marcela Correa ile tanıştı. Birlikte, Correa’nın ilk evi olan Casa Chica’yı tasarladılar; Vilches’te bulunan ve yalnızca 24 metrekarelik bu yapıyı And Dağları’nda kendi elleriyle inşa ettiler. İkili zaman zaman birlikte çalışsa da, asıl olarak fikirlerini zaman içinde sürdürülen günlük bir yaşam diyaloğu aracılığıyla paylaşırlar. Bu yapı aynı zamanda mimarın erken dönem küçük ölçekli deneysel evlerinden biri olarak geçer.

Yine Marcella Correa ile birlikte, Venedik’te 2010 yılında gerçekleştirilen ve Venedik Mimarlık Bienali kapsamında sergilenen The Boy Hidden in a Fish adlı yerleştirmeyi üretti. Granit ve sedirden oluşan bu çalışma, Kazuyo Sejima küratörlüğünde düzenlenen 12. Uluslararası Mimarlık Sergisi’nin girişinde yer aldı ve insan figürlerini kütlenin içinde barındırarak, beden ve duyguya yönelik hassasiyetini yansıttı.
Kişisel deneyimleri ve sürekli sorgulama hali, Radić’i “kapanma” (enclosure) kavramını direnç, bakım ve sessiz dayanıklılık bağlamında yeniden düşünmeye yöneltti. Pritzker ödüllü mimar, halen Santiago’daki küçük ofisinde, mimarlığı kişisel, dikkatli ve derinden hissedilen bir pratik olarak sürdürmekte.


